Satın Alınan Taşınmaz Üzerinde İhtiyaç Sebebiyle Tahliye

İçerisinde hali hazırda kiracı bulunan taşınmazı satın alan yeni malik, kira sözleşmesinin doğrudan tarafı haline gelmektedir. Bu sebeple yeni ev sahibi, önceki ev sahibinin kira sözleşmesinden dolayı sahip olduğu haklara kendiliğinden sahip olmuş olacaktır.

Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira sözleşmesinin sona ereceği hallerden biri, taşınmazı satın alan yeni malikin gereksinimidir. Bu husus kanuni dayanağını TBK md. 351’de bulmuştur. Buna göre; “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.”

Hükümde dikkat edilmesi gereken husus, yeni malikin 1 ve 6 aylık süreleri kaçırmaması gerektiğidir. İhtiyaç sebebiyle taşınmazda oturmak isteyen yeni ev sahibi, taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren 1 ay içerisinde bu hususu kiracıya ihtar çekerek bildirmek zorundadır. Satış üzerinden 6 ay geçmeden, sözleşme dava ile sona erdirilemez. Yani tahliye davası açılması için 6 ay beklenmelidir.

1 aylık süre bakımından, yalnızca gönderim değil; bu ihtarın aylık süre içerisinde kiracıya ulaşması şartı da aranır. Bu bakımından sürelerin kaçırılmaması hususu ileride açılacak dava açısından büyük önem arz etmektedir. İade edilen tebligat, bildirim yerine geçmez.

1 aylık bildirim ve ihtar süresine uyulmasına takiben, ihtarı yerine getirmeyen kiracı aleyhine tahliye davası açmak gerekecektir. Bu noktada, taşınmazın satın alınmasından itibaren 6 ay geçmesini beklemeden dava açmamak gereklidir. Aksi halde dava reddedilecektir.

İhtiyaç sebebiyle tahliye için, yeni malikin ihtiyacının samimi, gerekli ve zorunlu olması gerekir. Sürelerin kaçırılması yeni maliki hukuki olarak haksız duruma düşürebileceğinden, buna benzer uyuşmazlıkların avukat eliyle takip edilmesi ev sahibinin yararına olacaktır.

İhtiyaç sebebiyle tahliye başta olmak üzere kira ve taşınmazlara ilişkin konularda hukuki yardım ve talepleriniz için info@esinozatan.av.tr adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.

 

ÖRNEK İHTARNAME

 

İZMİR … NOTERLİĞİNE

 

İHTAR EDEN          : ……………………….(T.C. Kimlik No:…………..)

Adres

KARŞI TARAF        : ……………………….(T.C. Kimlik No:…………..)

Adres

KONU                        : Kiracı olarak oturduğunuz taşınmazı …/…/… tarihinde satın almış olduğumdan …/…/… tarih itibariyle kiralanan taşınmazın ihtiyaç nedeniyle tahliye edilmesine dair ihtardır.

AÇIKLAMALAR    :

Sayın Muhatap,

Kiracı olarak oturduğunuz taşınmaz, …/…/… tarihinde tarafımca satın almış olup Tapu fotokopisi ekte bilginize sunulmuştur.

Halihazırda kirada oturmam, ……… şehrinde herhangi bir konutumun olmaması ve sürekli ve zorunlu ihtiyaç nedeniyle kira sözleşmesi yenilenmeyecek olup başkaca herhangi bir ihtar ve ihbara gerek olmaksızın kayıtsız ve şartsız olmak suretiyle işbu ihtardan itibaren 6 ay içinde kiracı olarak bulunduğunuz taşınmazı ve içinde bulunan demirbaş eşyaların size teslim edildiği halde ve sağlam olarak teslimi ile taşınmazı tahliye etmeniz; muaccel olan aylık kira bedelini tarafıma ait TR………………..…..Iban nolu banka hesabına yatırmanız; aksi takdirde aleyhinize “ihtiyaç nedeniyle tahliye davası” açılacağı, yargılama gideri ile diğer tüm masrafların işleyecek yasal faiz ile birlikte tarafınıza yükletileceği hususları İHTAR OLUNUR.

Sayın Noter, iş bu ihtarname üç nüshadan ibaret olup; bir suretinin karşı tarafa tebliğini, tebliğ şerhi taşıyan bir suretinin tarafıma verilmesini, diğer suretinin dairenizde saklanmasını saygılarımla talep ederim. …/…/…

İHTAR EDEN

………………..

HMK md. 400 – Delil Tespiti İstenebilecek Haller

HMK md. 400 – Delil Tespiti İstenebilecek Haller

(1) Taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılması, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da tanık ifadelerinin alınması gibi işlemlerin yapılmasını talep edebilir.

(2) Delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir. Kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır.

 

DELİL TESPİTİ

Yargılama içerisinde veya dava yoluna başvurulmadan önce, bu süreçte işe yarayacak ancak derhal tespit edilmezse delil değerini yitirebilecek veya ortadan kaybolabilecek birtakım hususlar mevcut olabilir. Delil tespiti, ileride açılacak bir davada ileri sürülmek istenen delillerin veya hali hazırda süregelen bir dava içerisinde henüz incelenme sırası gelmemiş delillerin tespit edilerek yargılama açısından güvenceye alınması amacıyla getirilmiş bir kurumdur. Bu sayede deliller önceden tespit edilerek delil değeri emniyet altına alınır ve ileride kullanılabilecek bir belge oluşturulmuş olur.

Dikkat edilmesi gerekir ki, delil tespiti tespit davası ile karıştırılmamalıdır. Şöyle ki, tespit davası kendi başına bir dava konusunu oluştururken; delil tespiti yalnızca dava içerisinde kullanılacak delillere ilişkindir.

Delil tespiti, mahkeme tarafından yapılır. Ancak mahkeme kendiliğinden delil tespiti yapılmasına karar vermez, bunun için taraflardan bir talep gerekir. Delil tespitinin yapılabilmesi belirli birtakım şartlara bağlanmıştır.

 

DELİL TESPİTİNİN ŞARTLARI

Delil tespiti yapılabilmesi için bazı önemli şartlar bulunmaktadır. Bu şartların bulunmaması, ileride delil tespitine itiraz konusu oluşturabilecektir.

Her şeyden önce, delil tespitinin istenebilmesi için taraflar arasında çekişmeli bir vakıanın, bir uyuşmazlığın olması zorunludur.

Delil tespiti, yalnızca henüz inceleme sırası gelmemiş deliller için istenebilmektedir. Dava açılmadan öncelikle ve direkt delil tespiti istenebilirken, dava sırasında henüz incelenme sırası gelmemiş deliller için de istenebilmesi mümkündür. Zaten inceleme sırası gelen bir delilin incelenmesi delil tespiti niteliğinde olmayıp bizzat delilin incelenmesi olacaktır.

Delil tespiti için aranan bir diğer şart, her usul işleminde olduğu gibi hukuki yarardır. Delil tespitini talep eden tarafın bunu istemesinde mutlaka bir hukuki yarar bulunmalıdır.

İşte bu şartlar çerçevesinde, her türlü delilin tespitini mahkemeden talep etmek mümkündür. Örneğin, işyerinde yangın çıkan bir restoran sahibinin; mevcut hasara ilişkin delil tespiti yapılmasını mahkemeden talep etmesi mümkün olabilecektir.

 

DELİL TESPİTİNDE GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Henüz ortada açılmış bir dava yoksa delil tespitini yapacak mahkeme esas hakkında yargılamada bulunacak mahkeme veya tespit edilecek delilin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesidir.

DELİL TESPİTİNDE USUL

Delil tespiti, mahkemeden dilekçe ile istenir. Talepte bulunan kişi, mahkemece belirlenen tespit giderlerini henüz işlem yapılmadan avans olarak yatırmak zorundadır. Mahkeme öncelikle delil tespiti için gerekli şartların bulunup bulunmadığını inceler. Talep haklı bulunursa, bu hususta bir karar verilir ve bu karar talep ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. Tespitin nasıl yapılacağı da bu kararda belirtilir. Delil tespiti, basit yargılama usulüne tabidir.

Delil tespiti bir eşyaya ilişkinse mahkemece eşyanın bulunduğu yerde keşif yapılmak suretiyle delil tespitinde bulunulur. Ancak delil tespiti bir tanığa ilişkin de olabilir. Bu durumda mahkemece tanığın dinlenmesi suretiyle delil tespiti yapılır.

Delil tespiti sonucu bir bilirkişi raporu düzenlenebilir. Tespit talebi dilekçesi, mahkeme kararı, tespit tutanağı ve bilirkişi kararının bir örneği mahkemece karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf bir hafta içinde itirazlarını bildirebilir. Bunun dışında tespit kararına ilişkin kanun yolları kapalıdır.

Delil tespitine itiraz, tespiti yapan mahkemece değerlendirilir. Delil tespiti dosyası, asıl dava dosyasının eki niteliğindedir ve onunla birleştirilir. Dolayısıyla delil tespitinin doğru bir şekilde talep edilmesi ve bu sürecin doğru yönetilmesi asıl dava açısından kritik önem arz etmektedir. Bu nedenle, gerek delil tespitinin gerek tespite konu delilin kullanılacağı esas davanın uzman bir avukat tarafından yürütülmesi talep eden yararına olacaktır.

Delil tespiti ve diğer konularda hukuki yardım ve talepleriniz için info@esinozatan.av.tr adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mirasta Saklı Pay Nedir?

Hukukumuzda kişinin taşınır taşınmaz malları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunma yetkisini sınırlandıran birtakım haller mevcuttur. Türk miras hukuku kapsamında bu tasarrufları sınırlandıran başlıca hallerden biri de mirasçıların miras üzerindeki saklı paylarından ileri gelmektedir.

Türk Medeni Kanunumuzun tasarruf özgürlüğünü düzenleyen hükümlerine göre, mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiçbiri yoksa mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.

Miras hukukunda saklı pay, mirasbırakan kişinin mirasçılarının haklarına tecavüzün önlenmesi için geliştirilmiş bir kavramdır. Saklı pay, yasal miras payının bir kısmını oluşturur ve yalnızca mirasbırakanın yasal mirasçıları için mevcuttur. Saklı pay sahibi olan mirasçıların, miras üzerindeki bu payı mirasbırakan eliyle dahi ortadan kaldırılamaz.

SAKLI PAYLI MİRASÇILAR KİMLERDİR?

Saklı pay sahibi mirasçılar, Türk Medeni Kanununda sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Buna göre bu kişiler,

  1. Mirasbırakanın altsoyu yani çocukları,
  2. Sağ olmaları halinde mirasbırakanın üst soyu yani anne ve babası,
  3. Mirasbırakanın eşi

olarak sayılabilir.

MİRASÇILARIN SAKLI PAY ORANLARI

Türk Medeni Kanunumuz uyarınca mirasçıların saklı pay oranları aşağıdaki gibidir:

  1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
  2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
  3. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.

Saklı pay oranları, yasal mirasçılara ve mirasçıların sayısına göre somut olaylarda değişiklik göstermektedir. Bu nedenle her somut olay için saklı pay oranları hassas bir şekilde ayrıca hesaplanmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, kardeşlerin günümüz hukukunda saklı pay sahibi mirasçılar arasında sayılmamış oluşudur.

SAKLI PAYIN İHLAL EDİLMESİ HALİNDE TENKİS DAVASI

Mirasbırakan, ölümünden önce ölüme bağlı tasarruf veya başka bir tasarruf işlemi ile saklı paylı mirasçıların saklı paylarını zedeleyecek bir işlemde bulunursa, saklı paylı mirasçılar; mirasbırakanın saklı payı aşan kısma ilişkin tasarruflarını etkisizleştirmek amacıyla tenkis davası açabilir.

Tenkis davasının açılabilmesi, mirasbırakanın ölmüş olması şartına bağlıdır. Davayı açma yetkisi yalnızca saklı paylı mirasçılara mahsustur. Bu nedenle miras hakkının zedelendiğini düşünen ancak yasal olmayan diğer mirasçılar için tenkis davasında davacılıktan söz edilemez.

Tenkis davasının karşı tarafı, mirasbırakanın saklı paylar üzerinde tasarrufta bulunarak kazandırmayı yapmış olduğu üçüncü kişidir. Davalı olarak işte bu üçüncü kişi gösterilecektir. Bu üçüncü kişinin aynı zamanda bir diğer mirasçı olabilmesi de mümkündür. Bununla birlikte, tenkis yükümlüsünün bu malı tenkisten kaçırmak için üçüncü kişiye devretmesi ve üçüncü kişinin bu maksadı bilerek malı devralması durumunda; tenkis davasının mirasbırakandan devralan kişiden devralan üçüncü kişilere açılması da mümkündür.

Davada görevli mahkemeler asliye hukuk mahkemeleridir. Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarına tecavüz edildiğini öğrendikleri andan itibaren bir yıldır. Vasiyetnameler hakkında açılacak davalar vasiyetnamenin açıldığı tarihten ve diğer tasarruflar hakkında mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer.

Bahsedilen süreler zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü sürelerdir. Bu nedenle davaların zamanında ve doğru bir şekilde açılması kritik önem arz etmektedir. Tenkis davaları ve malvarlığına ilişkin diğer dava türlerinin alanında uzman bir avukat tarafından yürütülmesi, davanın işleyişi bakımından yararlı olacaktır. Tenkis davası ve diğer konularda hukuki yardım ve talepleriniz için info@esinozatan.ev.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Ses ve Görüntü Kayıtlarına İlişkin KVKK Aydınlatma Metni

Kişisel verilerin işlenmesi hakkındaki bu aydınlatma metni, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında gerçekleştirilecek aydınlatma yükümlülüğü sırasında uyulacak usul ve esasları belirleyen “Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” kapsamında hazırlanmıştır.

  1. Aydınlatma Metninin Kapsamı

Etkinlik esnasında salon içerisinde yapılan ses ve görüntü içeren kişisel veri toplama faaliyetleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Kişisel Verilen Korunması Kanunu’na (“KVKK”) ve ilgili diğer mevzuata uygun bir biçimde yürütülmektedir.

… Şirketi (“Şirket”) olarak kişisel verilerinizin güvenliğine ve mahremiyetine oldukça önem veriyor ve bu verilerinizi işlemek ve muhafaza etmek için mümkün olan en üst seviyede güvenlik tedbirlerini almaya çalışıyoruz. Kişisel verilerinizi, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) ve ilgili yasal mevzuat kapsamında ve “veri sorumlusu” sıfatımızla aşağıda açıklanan amaçlarla işlemekteyiz.

  1. Kişisel Verilerin Toplanma Amacı

Etkinlik katılımcıları olarak, etkinlik esnasında çekilmiş fotoğraflarınız kişisel veri olarak tarafımızca toplanmaktadır. Tarafınızın açık rızası ile toplanacak bu veriler tarafımızca hizmet kalitesinin arttırılması, ürün ve hizmetlere ilişkin kampanya, promosyon, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunulması ve bu konularda bilgi verilmesi amaçlarıyla işlenecektir.

  1. Açık Rıza

Şirket tarafından işlenecek kişisel veriler, 6698 sayılı Kanun kapsamında ilgili kurumun “açık rızası” alınarak işlenir. Açık rıza; belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve ilgili kişinin özgür iradeyle açıklayacağı rızasını ifade eder.

İşbu aydınlatma metninin okuyup anlaşılarak imzalanması, verileri işlenecek kişinin açık rıza beyanı olarak nitelendirilecektir.

  1. Veri Sahibinin Hakları

KVKK’nın “İstisnalar” başlıklı 28. maddesinde öngörülen haller saklı kalmak kaydıyla, Kanun’un 11. maddesi çerçevesinde şirketimize başvurarak, kişisel verilerinizin;

  • İşlenip işlenmediğini öğrenme,
  • İşlenmişse buna ilişkin bilgi verilmesini talep etme,
  • İşlenme amacını ve bu amaca uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
  • Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
  • Eksik veya yanlış işlenmiş ise düzeltilmesini isteme,
  • Kanun’un 7. maddesinde öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme,
  • (e) ve (f) bentleri uyarınca yapılan işlemlerin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
  • Münhasıran otomatik sistemler ile analiz edilmesi nedeniyle aleyhinize bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,
  • Kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğramanız hâlinde zararın giderilmesini talep etme, haklarına sahipsiniz.

Başvurular, şirketimize ait “…” adresinde yer alan ‘Veri Sahibi Başvuru Formu’  doldurulduktan sonra, aşağıda yer alan yöntemlerle yazılı veya elektronik ortamda yapılabilecektir.

Yukarıda belirtilen haklarınızı kullanma ile ilgili talebinizi, 6698 sayılı Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrası ve 30356 sayılı ve 10.03.2018 tarihli Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ gereğince Türkçe ve yazılı olarak veya kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da şirkete daha önce bildirilen ve sistemimizde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle iletebilirsiniz. Başvurularda sadece başvuru sahibi kişi hakkında bilgi verilecek olup diğer aile fertleri ve üçüncü kişiler hakkında bilgi alınması mümkün olmayacaktır. Şirketin cevap vermeden önce kimliğinizi doğrulama hakkı saklıdır.

Başvurunuzda;

  • Adınızın, soyadınızın ve başvuru yazılı ise imzanızın,
  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için T.C. kimlik numaranızın, yabancı iseniz uyruğunuzun, pasaport numaranızın veya varsa kimlik numaranızın,
  • Tebligata esas yerleşim yeri veya iş yeri adresinizin,
  • Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numaranızın,
  • Talep konunuzun,

bulunması zorunlu olup varsa konuya ilişkin bilgi ve belgelerin de başvuruya eklenmesi gerekmektedir.

Yazılı olarak talepte bulunulması halinde:

Veri Sahibi Başvuru Formu’nun ıslak imzalı bir nüshasını, kimliğinizi tespit edici bir belge ile şahsen veya 11. Madde kapsamında sayılan haklara ilişkin başvuru yapmaya yetkili olduğunuzu gösterir ve noter tasdikli bir vekâletname ile vekaleten teslim edebilir ya da noter aracılığıyla “…” adresine gönderebilirsiniz.

Elektronik olarak talepte bulunulması halinde:

Veri Sahibi Başvuru Formu’nu, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nda tanımlı olan “güvenli elektronik imza” sertifikasına sahip bir elektronik ya da mobil imza ile imzalayarak, “Şirketimiz Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) adresi olan “…”adresine gönderebilirsiniz.

Şirketimiz ilettiğiniz taleplerinize talebinizin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içerisinde, Veri Sorumlusuna Başvuru Usul Ve Esasları Hakkında Tebliğ’ in 7. maddesinde belirlenen işlem ücreti karşılığında, yazılı olarak veya elektronik ortamda cevaplandırılacaktır.

Talebinizin niteliğine göre kimlik tespitine olanak sağlayacak bilgi ve belgelerin eksiksiz ve doğru olarak tarafımıza sağlanması gerekmektedir. İstenilen bilgi ve belgelerin gereği gibi sağlanmaması durumunda, şirket tarafından talebinize istinaden yapılacak araştırmaların tam ve nitelikli şekilde yürütülmesinde aksaklıklar yaşanabilecektir. Bu durumda, şirket kanuni haklarını saklı tuttuğunu beyan eder. Bu nedenle, başvurunuzun talebinizin niteliğine göre eksiksiz ve istenilen bilgileri ve belgeleri içerecek şekilde gönderilmesi gerekmektedir.

  1. Kişisel Verilerin Saklanma Süresi

Şirket, kişisel verilerin işleme amacının ortan kalkması, kanunlar ve diğer sair mevzuat kapsamında belirlenen zorunlu saklama sürelerinin dolmasıyla bilirlikte kişisel verileri imha eder (kişisel verileri siler, yok eder veya anonim hale getirir).

  1. İstisnai Haller

Şirket, sınırlı hallerde işbu Aydınlatma metni hükümleri dışında kullanıcılara ait bilgileri üçüncü kişilere açıklayabilir. Bu durumlar, Kanun, Yönetmelik vb. yetkili hukuki otorite tarafından çıkarılan ve yürürlükte olan hukuk kurallarının getirdiği zorunluluklara uyulmasının gerektirdiği haller, yetkili idari ve adli otorite tarafından usulüne göre yürütülen bir araştırma veya soruşturmanın yürütümü amacıyla kullanıcılarla ilgili bilgi talep edilmesi halleri ve kullanıcıların haklarını veya güvenliklerini koruma amacıyla bilgi verilmesinin gerekli olduğu hallerdir.

ONAY

Yukarıda yer alan KVKK kapsamında aydınlanma metnini okudum, anladım. Etkinlik kapsamında, görüntü, ses kaydı ve diğer kişisel verilerimin toplanarak yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda işlenmesine açık rıza veriyorum.

 

VERİ SORUMLUSU

AD-SOYAD

İMZA

 

 

 

 

 

VERİ SAHİBİ

AD-SOYAD

İMZA

 

Vesayet Nedir?

Vesayet Nedir?

Vesayet, 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda sınırlı sayıda sayılmış bazı kişilerin, kişilik haklarının korunması amacıyla mahkeme kararı ile kısıtlanarak kendilerine “vasi” atanmasını ifade eden hukuki bir kurumdur.

  • Vesayet ilişkisinin tarafları “kısıtlı” ve “vasi”dir. Velayet altında bulunmayan küçükler ve bazı erginler kısıtlı olabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 404 ila 406.maddeleri uyarınca:
  • 18 yaşını doldurmamış ve velayet altında bulunmayan her çocuk
  • Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olanlar
  • Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı veya kötü yaşam tarzı olanlar
  • Bir yıldan fazla özgürlüğü bağlayıcı ceza alanlar

vesayet altına alınırlar. Bu durumlarda vasi atanması kişinin inisiyatifinde olmayıp, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemelerince zorunlu vasi ataması yapılacaktır.

Yukarıdaki haller dışında, kişinin kendisi; yaşlılık, engellilik, tecrübesizlik gibi durumlarda vesayet altına alınmayı yani mahkemece kendisine bir vasi atanmasını talep edebilir.

“Vasi” olabilmek için ise her şeyden önce gerçek kişi olma şartı aranır. Yani, şirket veya kamu kurumu gibi tüzel kişiler vasi olamazlar. Vasi olarak atanacak kişi, reşit olmalı ve kısıtlı olmamalıdır. Kısıtlılar, kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar, kısıtlı adayı ile arasında menfaat çatışması bulunanlar ve kısıtlı adayı ile arasında düşmanlık bulunanlar vasi olamaz.

VASİLİK DAVASI

Kendisine vasi atanmasını isteyen kişi, yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine dilekçesini sunarak vasi tayini talep edebilir. Böyle bir durumda, kişi vasilik istemini hangi sebebe dayandırıyorsa, yaşlılık, engellilik gibi, bunu ispatlaması gerekmektedir.

Vasilik davası, kısıtlı adayının yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinde, hasım göstermeksizin açılır. Vasiliği gerektiren durum açıkça belgelendirmelidir. Bu hususta örneğin yaşlı ve hasta kısıtlı adayının hastane raporları delil olarak sunulabilir.

Vasilik davası süresince, kısıtlı adayının banka hesaplarına bloke konulur. Bu sebeple dava sürecinin titizlikle yönetilmesi ve herhangi bir yanlışlık yapılmaması büyük önem arz etmektedir. Kısıtlı adayının, zaten zor durumda olduğu düşünülünce; bu sürecin konuya hakim bir avukat tarafından yürütülmesi faydalı olacaktır.

Dava sonucu kişi kısıtlanır ve kendisine 2 yıl süreyle bir vasi atanır. Bir kimseye birden çok vasi atanması da mümkündür. Vasilik zorunlu bir görev olup yalnızca kanunda sayılı belirli kişiler vasilikten kaçınabilir. Bu kişiler:

  • Altmış yaşını doldurmuş olanlar,
  • Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar,
  • Dörtten çok çocuğun velisi olanlar,
  • Üzerinde vasilik görevi olanlar,
  • Cumhurbaşkanı, TBMM üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları, Bakanlar,
  • Hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları,

olarak Türk Medeni Kanununda sayılmıştır. Bu kişiler vasi olarak atandığının kendisine tebliğinden itibaren 10 gün içinde vesayet makamına bildirimde bulunarak vasilikten kaçınma hakkını kullanabilirler.

Bu kişiler dışında vasi olarak atanan kişi 2 yıl süreyle görev yapacaktır. Bu süre ikişer yıl olarak uzatılabilir. Vasi atanan kişi, 4 yılın sonunda görevden çekilebilir.

Vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı ise asliye hukuk mahkemesidir. Vasi tarafından yürütülen görevler vesayet makamı tarafından tayin edilir, vasinin kısıtlı adına yaptığı iş ve işlemler ise denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesi tarafından denetlenir.

VASİNİN GÖREVLERİ

Vasi, kısıtlının kişilik ve malvarlığı haklarını korumakla yükümlüdür. Bunun dışında vasilerin kısıtlının malvarlıkları ile ilgili defter tutma zorunluluğu bulunmaktadır. Vasi, yılda en az bir kez vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesine bilgi verir.

Vasi, aşağıda belirtilen görevlerini yerine getirirken mutlaka vesayet makamının iznini almalıdır:

  • Taşınmazların alım ve satımı,
  • Vesayet altındaki kişinin borç verme borç alma, sahibi olduğu bir eşyanın bir kişiye ödünç verilmesi,
  • Çek veya senetle borçlanma,
  • Kira sözleşmesi yapma,
  • Miras paylaşılması ve miras devri,
  • Hayat sigortası yaptırma,
  • Vesayet altındaki kişinin eğitim, bakım ve sağlık kurumlarından herhangi birine yerleştirilmesi,
  • Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.

Aşağıdaki durumlarda vasi, vesayet makamıyla birlikte, denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinin de iznini almalıdır:

  • Vasisi olduğu kişinin evlat edinilmesi,
  • Bir ülkeye ait vatandaşlığa giriş ve çıkış,
  • Miras kabulü ya da miras reddinin yapılması,
  • Vesayet altındaki küçüğün ergin sayılması.

ATANAN VASİYE İTİRAZ VE VASİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

Vasi atamasına ilişkin ilgililer, vasinin öğrenildiği günden itibaren 10 gün içinde itirazda bulunabilir. İtiraz, kararı veren vesayet makamına yapılır. Bunun dışında, vesayet kamu yararını ilgilendirildiğinden, vasi atamasına ilişkin açılacak davanın geri çekilmesi veya davadan feragat edilmesi söz konusu değildir.

Vasinin görevden alınması veya değiştirilmesi mümkündür. Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır ya da güveni sarsıcı davranışlarda bulunur veya borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır. Ayrıca vasinin görevini yapmakta yetersizliği nedeniyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı vasiyi görevden alabilir.

Bu haller dışında, ayırt etme gücüne sahip olan kısıtlı ve her ilgili, vasinin görevden alınmasını talep edebilir. Vesayet makamı vasiyi dinler ve gerekli araştırmayı yapar. Bu durumlarda mahkeme vasiyi görevden alır ve yerine yeni bir vasi atar.

VASİLİĞİN KALDIRILMASI

Vesayet ilişkisini oluşturacak en önemli hallerden biri velayet altında olmayan küçüğün durumudur. Bu hallerde, küçüğün velayetinin alınması veya ergin olmasıyla vasilik sona erer.

Vesayet oluşturan bir diğer hal, hürriyeti kısıtlayıcı sebeptir. Bu hallerde kişinin hapis halinin sona ermesiyle vesayet sona erer.

Ölüm ve gaiplik halinde de vesayet sona erecektir.

Bu hallerin dışında, vesayeti gerektiren halin ortadan kalkması halinde mahkeme re’sen veya ilgililerin talebi üzerine vasiliği kaldırır. Madde bağımlığı, kötü yaşam tarzı gibi hallerin ortadan kalktığı durumlarda kişinin vesayetin kaldırılmasını isteyebilmesi için en az bir yıldan beri bu sebeplerle bir şikayete sebep olmamış olması gerekmektedir.

Vesayet, akıl hastalığı veya zayıflığı nedeniyle tesis edildiyse bu sebeplerin ortadan kalktığı resmi sağlık kuruluşu raporuyla tespit ettirilerek vesayet kaldırılır.

Kişi kendi isteği ile vasi atanmasına sebebiyet verdiyse, vasiliğin kaldırılması yine bu vesayet sebebinin ortadan kalkmış olmasına bağlıdır.

Vasi atanmasına ilişkin hukuki yardım talepleriniz ve dava vekilliği için info@esinozatan.av.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Cinsel Saldırı Suçu

Cinsel Saldırı Suçu (TCK MADDE 102)

Cinsel saldırı suçunun mağdurunun veya failinin cinsiyeti önemli değildir. Her iki cinsiyet de bu suçun faili veya mağduru olabilir. Bu suçun mağdurunun çocuk olmaması (18 yaşını doldurmuş) olması gerekir. Mağdurun çocuk olduğu hallerde TCK MD. 103 uygulanır. Aşağıda daha sonra TCK md. 103’e değinilecektir.

Cinsel saldırı suçu 3 biçimde işlenebilir:

1)Cinse davranışlarla vücut dokunulmazlığını ihlal etmek suretiyle

2) Sarkıntılık yaparak

3) Vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle

Cinsel saldırı suçunda mağdur üzerinde gerçekleştirilen cinsel davranışların rıza dışı olması gerekir. Otobüste ayakta duran yolculardan birinin arkasındaki yolcunun cinsel organına dokunması buna örnek verilebilir. Cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığının ihlali suretiyle cinsel saldırı suçunda önemli olan nokta neyin cinsel davranış olup olmadığının belirlenmesidir. Cinsel davranışı tanımlamak gerekirse dıştan bakıldığında cinselliğe dair olduğu anlaşılan ve mağdurun cinsel dokunulmazlığını ihlal eden hareketlere cinsel davranış diyebiliriz. Mağdurun cinsel bölgelerine dokunmak, sarılıp öpmek, cinsel tekliflerde bulunmak gibi hareketler cinsel davranışa örnek teşkil etmektedir.

TCK MADDE 102

(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

  1. a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
  2. b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
  3. c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
  4. d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
  5. e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

 

TEŞEBBÜS VE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

Failin doğrudan doğruya icra hareketlerine başlayıp da engel bir neden sebebiyle suçu işleyememesi durumunda teşebbüs hükümleri uygulanır. Fail cinsel organ sokmak için mağdurun direncini kırmak amacıyla ona şiddet uygularsa ,mağduru soyarsa veya tehdit ederse icrai hareketler başlamış demektir. Netice, failin ağlaması, kaçması veya olay yerine başka birilerinin gelmesiyle gerçekleşemiyorsa fail 102(2)’ye göre teşebbüsten sorumlu olur.

Gönüllü vazgeçmede ise fail, TCK madde 36’ya göre vazgeçtiği ana kadar olan kısımdan sorumludur. Örneğin organ ya da cisim sokma suretiyle cinsel saldırının icra hareketlerine fiilen başlayıp da netice gerçekleşmeden fail gönüllü vazgeçtiğinde vazgeçtiği ana kadar işlediği suç süreklilik arzeden vücut dokunulmazlığının ihlali suretiyle cinsel saldırıysa bundan, değilse sarkıntılılık suretiyle cinsel saldırıdan sorumlu olacaktır.

İŞTİRAK

TCK 102(3)d haricinde iştirak bu suçta bir özellik arz etmez.

UZLAŞTIRMA MÜMKÜN MÜDÜR?

Cinsel saldırı suçu, uzlaşmaya tabi değildir. Cinsel suçlar uzlaşmaya tabi suçlar kapsamında değildir. Bu suçların basit cinsel saldırı veya nitelikli cinsel saldırı suçu olması fark etmeksizin cinsel suçlar açısından uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

GÖREVLİ MAHKEME

  • Basit saldırı ve sarkıntılık suçunda görevli mahkeme, Asliye Ceza Mahkemeleridir.
  • Sarkıntılık ve basit cinsel saldırı suçu dışında TCK md.102’de yer alan tüm cinsel suçlarda Ağır Ceza Mahkemeleri görevlidir.

ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI SUÇU  (TCK MADDE 103)

Bu suçun faili erkek, kadın ya da çocuk olabilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. B suçun mağduru ise TCK md. 6’da düzenlenen 18 yaşını doldurmamış olan çocuktur.

(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

  1. a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
  2. b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun;

  1. a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
  2. b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
  3. c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
  4. d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
  5. e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur.

TCK 103(1). Maddenin ilk cümlesindeki çocuğun cinsel yönden istismarı TCK 102(1) Cinsel saldırı suçundaki gibi cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığının süreklilik arz edecek biçimde ihlal edilmesidir. İstismarın sarkıntılılık içinde kalması ise çocuğun vücut dokunulmazlığı  ani bir şekilde ihlal edilmesidir.

TCK 103’te suçun işlenişi bakımından çocuklar iki gruba ayrılmıştır:

15 yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar. Bu çocuklara cebir, tehdit veya tehditle cinsel istismar suçunun işlenmesi TCK 103(4). Maddeye göre nitelikli haldir. Bu çocukların cinselliğe rızası geçerli değildir.

103(1) b maddesinde ”diğer çocuklar” olarak belirtilen çocuklar,15-18 yaş aralığında olan, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinde herhangi bir sorun olmayanlardır.  Bu çocuklara karşı suç sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle işlenebilir. Bu çocukların cinselliğe rızası kısmen geçerlidir.

Maddede belirtilen ”her türlü cinsel davranış” ifadesinden anlaşılması gereken cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığını ihlal anlamına gelir. Her türlü cinsel davranışla cinsel taciz suçu girmez. Cinsel taciz suçu madde 105’te düzenlenilmiştir.

TEŞEBBÜS VE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

Failin doğrudan doğruya icra hareketlerine başlayıp da engel bir neden sebebiyle suçu işleyememesi durumunda teşebbüs hükümleri uygulanır. Fail cinsel organ sokmak için mağdurun direncini kırmak amacıyla ona şiddet uygularsa ,mağduru soyarsa veya tehdit ederse icrai hareketler başlamış demektir. Netice, failin ağlaması, kaçması veya olay yerine başka birilerinin gelmesiyle gerçekleşemiyorsa fail teşebbüsten sorumlu olur.

Gönüllü vazgeçmede ise fail, TCK madde 36’ya göre vazgeçtiği ana kadar olan kısımdan sorumludur. Örneğin organ ya da cisim sokma suretiyle cinsel saldırının icra hareketlerine fiilen başlayıp da netice gerçekleşmeden fail gönüllü vazgeçtiğinde vazgeçtiği ana kadar işlediği suç süreklilik arzeden vücut dokunulmazlığının ihlali suretiyle cinsel saldırıysa bundan, değilse sarkıntılılık suretiyle cinsel saldırıdan sorumlu olacaktır.

İŞTİRAK

Cinsel istismar suçuna iştirak bir özellik arz etmez. TCK 103(3)a maddesine göre birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi nitelikli haldir.

ADLİ PARA CEZASINA ÇEVİRME, ERTELEME VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Çocuğun cinsel istismarı suçu nedeniyle verilen hapis cezası ceza miktarı nedeniyle adli para cezasına çevrilemez.

Çocuğun cinsel istismarı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının miktarı nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi mümkün değildir.

Çocuğun cinsel istismarı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının miktarı nedeniyle ertelenmesi mümkün değildir.

UZLAŞMA MÜMKÜN MÜDÜR?

Suçun; basit cinsel istismar, sarkıntılık veya nitelikli cinsel istismar suçu olması farketmez, cinsel suçlar açısından uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

GÖREVLİ MAHKEME

Sarkıntılık suretiyle cinsel istismar suçu hakkında yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Sarkıntılık suçu dışında TCK md.103’de yer alan tüm cinsel istismar suçları ile ilgili yargılama yapma görevi ağır ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇU (TCK MADDE 104)

Reşit olmayandan kasıt 15 yaşını bitirmiş çocuktur. Bu suçun meydana gelebilmesi için diğer suçlardan ayrılan kısım olan çocuğun rızası gerekmektedir. Suçun faili erkek ya da kadın olabilir ancak mağdurun 15 yaşını bitirmiş reşit olmayan çocuk olması gerekir. Mahkeme kararıyla 15 yaşını doldurmuş olan çocuk reşit kılınması halinde bu suçun mağduru olmayacaktır.

TCK MADDE 104

(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ SUÇUNDA ŞİKAYET SÜRESİ VE ŞİKAYETTEN VAZGEÇME

Yaşı küçük mağdurun bizzat kendisi şikayetçi olması gerekmektedir. Şikayetten vazgeçme konusunda mutlaka mağdurun iradesine üstünlük tanınmalıdır. Mağdur, şikayet hakkını suçun işlenmesinden itibaren 6 ay içinde kullanmalıdır.

Şikayetten vazgeçme hakkı ceza davasının açıldığı kovuşturma aşamasında mümkündür. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi halinde soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir ve mağdur aynı olayla ilgili bir daha şikayet hakkını kullanamaz.

UZLAŞMA

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlar değildir.

GÖREVLİ  MAHKEME

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Reşit olmayanla cinsel ilişki suç hakkında yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

ADLİ PARA CEZASINA ÇEVİRME, ERTELEME VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI UYGULANMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası, ceza miktarı nedeniyle adli para cezasına çevrilemez.

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi mümkündür.

Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

 

! Hukukumuzda cinsel suçlar ağır hukuki sonuçlara sebep olmaktadır. Mutlaka uzman bir Ceza Avukatı tarafından destek alınmalıdır.

 

Trafik Kazası Sonrası Maluliyet Tazminatı Nedir?

Maluliyet, kişinin trafik kazası sonucu vücut bütünlüğünde oluşan yetersizlik veya kısıtlılık durumudur. Kişinin geçirmiş olduğu çift taraflı yaralanmalı trafik kazası sonucu engelli kalması halinde, trafik kazasının karşı tarafına ait aracın bağlı bulunduğu sigorta şirketinden birtakım taleplerde bulunma hakkı mevcuttur.

Maluliyet, yani sakatlık durumunda talepler trafik kazasına karışan diğer aracı sigortalayan sigorta şirketine yöneltilir. Burada kastedilen sigorta sözleşmesi türü zorunlu trafik sigortasıdır. Zorunlu trafik sigortası, her tür motorlu araç sahibine devlet eliyle yaptırılması zorunlu tutulmuş bir sigorta türüdür. Trafik sigortasını yaptırmamış araç sahibi, bu sebeple para cezalarına maruz kalacaktır.

MALULİYET NASIL İSPAT EDİLİR?

Trafik kazası sonucu malul kalan kişi, maluliyet tazminatı talep edebilmek için öncelikle maluliyetini ispat etmelidir. Bunun için, kişi öncelikle kazaya ilişkin belgeleri elinde bulundurmalıdır.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, kusur oranları maluliyet tazminatı açısından büyük önem arz etmektedir. Zira başvurucunun kusur oranı tazminat miktarına etki ettiği gibi, kişinin %100 kusurlu olduğu durumlarda da tazminat hakkı olmayacaktır.

Maluliyet tazminatının talep edilebilmesi için, başvurucunun elinde bulundurması gereken başlıca evrak maluliyet raporudur. Maluliyet raporu, kaza sonrası meydana gelen sakatlık durumunu gösterir belgedir ve üniversite hastaneleri, adli tıp kurumu başkanlıkları, eğitim araştırma hastaneleri, devlet hastaneleri veya adli tıp ana bilim dalı başkanlıklarından alınabilmesi mümkündür.

Maluliyet raporu, yedi imzalı bir heyet raporudur. Bu raporu alabilmek için MHRS üzerinden başvuru yapılır ve adli tutanaklar, epikriz raporları, kaza tespit tutanağı, başvurucuya ait kimlik ve fotoğraf gibi belgeler kuruma ibraz edilmelidir.

SİGORTA ŞİRKETİNE BAŞVURU

Maluliyet durumunun ortaya çıkması halinde, yapılması gereken ilk şey trafik kazasına karışan diğer aracın bağlı bulunduğu sigorta kuruluşuna başvuruda bulunmaktır. Sigorta şirketine başvuruda bulunulmaksızın direkt Sigorta Tahkim Komisyonu’na veya doğrudan görevli mahkemeye yapılan başvurular sonuçsuz kalacaktır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tazminat ve Giderlerin Ödenmesi” başlıklı 97.maddesi uyarınca,

Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir.

Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.

İlgili sigorta şirketi, kaza anında tutulan Kaza Tespit Tutanağı ışığında tespit edilerek karşı tarafın poliçe numarası öğrenilir. Bununla birlikte, olayın meydana geliş şekli, kusur oranı gibi önemli hususları içinde barındıran bir müracaat dilekçesi hazırlanarak başvuran ya da vekili tarafından ilgili sigorta kuruluşuna başvuruda bulunulur.

Çift taraflı, yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası sonucuna tutulan Kaza Tespit Tutanağı, kazaya karışan araç ve sürücü bilgileri, muhatap sigorta şirketi bilgileri ve poliçe numaraları gibi maluliyet tazminatı için gerekli olacak bazı önemli bilgileri içermektedir. Aynı zamanda, trafik kazalarına bağlı maddi hak ve tazminatlar için kritik öneme sahip olan olayı meydana geliş öyküsü ve kusur oranları gibi bilgiler de kaza tespit tutanağında yer alır.

Trafik kazaları çoğunlukla taksirle işlenen suçları oluşturduğundan, bu kapsamda kişilerin bir ceza soruşturması geçirmesi de söz konusu olabilecektir. Bu bakımdan, özellikle kusur oranları bakımından ceza soruşturması sürecinde veya tazminat talebiyle başlayan sürecin herhangi başka bir zaman diliminde yeniden bu konuda bilirkişi raporu alınması gibi zorunluluklar doğabilecektir. Aynı zamanda, trafik kazası sonucu engelli kaldığını iddia eden kişinin bunu ispat edebilmesi için maluliyet oranını gösteren bir sağlık heyeti raporu da alması gerekecektir. Özetle, maluliyet tazminatı talep edebilmek için kişinin elinde bulundurması gereken belgeler şunlardır:

  1. Engelli kişinin gelir durumunu gösteren belge
  2. Kaza tespit tutanağı
  3. Tam teşekküllü bir hastaneden alınmış ve maluliyet durumunu gösteren sağlık raporu
  4. Mahkemeye taşınmış bir olay varsa mahkeme kararı/savcılık evrakları
  5. Trafik kazasına ilişkin diğer belgeler

İşte bu belgelerin doğru ve özenli olarak toplanması, ortaya çıkacak tazminat bedeli ve maluliyet tazminatı talebinin ilerleyişi açısından kritik önem arz etmektedir. Belgelerin eksik ya da yanlış olması, itiraza konu belgelerin süreç takibinin kaçırılması gibi riskler göz önünde bulundurulduğunda; maluliyet tazminatı sürecinin alanında uzman bir avukat tarafından yürütülmesi, bu süreçte oluşabilecek hak kayıplarının önüne geçecektir.

TAZMİNAT KALEMLERİ

Maluliyet tazminatı için başvurulan ilgili sigorta şirketinden, aşağıdaki tazminat kalemleri talep edilmelidir:

  1. Tedavi giderleri (İyileşme giderleri, SGK kapsamı dışında kalan diğer giderler)
  2. Kazanç kaybı (Gelir kaybı veya güç tazminatı)
  3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar (Sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı)
  4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar

İlgili sigorta kuruluşundan istenebilecek bu kalemler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54.maddesinde “bedensel zararlar” başlığı altında sayılmıştır.

Tedavi giderleri; doğrudan tedavi giderleri, tedavi sırasında yapılan zorunlu harcamalar, tedavi sonrasında yapılması zorunlu harcamalar ve ileride yapılacak tedavi masraflarını içerisinde barındırmaktadır. Tedavi giderleri her türlü kanıtla ispatlanabilir.

Kazanç kaybı tazminatı, kişinin beden bütünlüğünün bozulması nedeniyle olay sonrasında tedavi süresince çalışamaması ve bu nedenle elde edebileceği gelirden mahrum kalmasından kaynaklanan zararlar için talep edilecektir. Yerleşik Yargıtay içtihatına göre yaralanmalar nedeniyle kişilerin beden bütünlüğünde kalıcı olarak gerçekleşen sakatlıkların beden gücü kaybına neden olduğu ve bunun sonucu kişinin mal varlığında eylemli olarak eksilme meydana gelmiş ise, bunun tazmin ettirileceği tartışmasızdır. Ancak bunun dışında, bazı hallerde kişinin gelir kaybı yaşamamış olması durumunda dahi güç tazminatı isteyebileceği unutulmamalıdır. Tüm bu tazminat talepleri, somut olaya ve kişinin kaza sonrası durumuna göre özenle hesaba alınmalı ve talep edilmelidir.

Trafik kazası sonrası talep edilmesi gereken bir diğer tazminat kalemi çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplardır. İş gücü kaybı sürekli veya geçici olabilir. Trafik kazası mağdurunun bir süre tedavi görmesi ve bu süre içinde çalışamaması ve bu nedenle kazanç kaybına uğraması “geçici iş göremezlik” olarak ifade edilir. Beden gücü kaybı veya çalışma gücü kaybı olarak da ifade edilen “sürekli iş göremezlik” ise tam ve kısmi olarak ikiye ayrılır. Kişinin herhangi bir organ kaybı ya da zayıflaması sürekli kısmi iş göremezlik olarak ifade edilirken, beden gücünün tamamen yitirilmesi sürekli tam iş göremezliktir.

Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar, kaza sonucu zarar gören kişinin bedensel veya psikolojik bütünlüğünde, ileride ekonomik anlamda geleceğini etkileyecek bir hasarın ortaya çıkması durumudur. Bu eksilmeler nedeniyle kişi, ekonomik kaynağı olan meslekte gelişme imkanından mahrum bırakılmış ya da işini yapamayacak hale gelmiş olabilir.

TAZMİNATLAR NASIL HESAPLANIR?

Tazminat hesaplamalarında hesap usulü olarak sabit taksitli rant uygulanmaktadır. Bununla birlikte, özellikle bedensel tazminatlarda ileriye yönelik zararlar da karşılandığından, hukukumuzda “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” kullanılmaktadır. Tablo aşağıdaki gibidir:

 

                  TRH – 2010  YAŞAM TABLOSU

  

TRH – 2010

   Yaş Erkek Kadın    Yaş Erkek Kadın
0 71,93 78,02 49 26,67 30,67
1 72,35 77,66 50 25,79 29,74
2 71,42 76,68 51 24,93 28,82
3 70,47 75,70 52 24,06 27,90
4 69,52 74,72 53 23,21 26,98
5 68,57 73,73 54 22,37 26,08
6 67,60 72,74 55 21,54 25,18
7 66,63 71,75 56 20,74 24,29
8 65,66 70,76 57 19,94 23,40
9 64,68 69,76 58 19,15 22,52
10 63,70 68,77 59 18,38 21,65
11 62,72 67,78 60 17,62 20,79
12 61,74 66,78 61 16,88 19,94
13 60,76 65,79 62 16,14 19,09
14 59,78 64,79 63 15,42 18,26
15 58,80 63,80 64 14,72 17,43
16 57,84 62,81 65 14,04 16,63
17 56,87 61,82 66 13,37 15,85
18 55,91 60,83 67 12,72 15,08
19 54,95 59,84 68 12,08 14,32
20 53,99 58,85 69 11,47 13,58
21 53,04 57,86 70 10,87 12,87
22 52,09 56,88 71 10,29 12,18
23 51,14 55,89 72 9,73 11,51
24 50,19 54,90 73 9,20 10,85
25 49,24 53,92 74 8,68 10,22
26 48,28 52,93 75 8,17 9,62
27 47,33 51,95 76 7,69 9,05
28 46,37 50,97 77 7,24 8,51
29 45,41 49,98 78 6,81 8,00
30 44,45 49,00 79 6,40 7,50
31 43,50 48,02 80 5,99 7,01
32 42,54 47,04 81 5,59 6,55
33 41,58 46,06 82 5,23 6,12
34 40,62 45,08 83 4,90 5,71
35 39,67 44,10 84 4,57 5,32
36 38,72 43,12 85 4,25 4,93
37 37,77 42,15 86 3,93 4,54
38 36,81 41,17 87 3,64 4,20
39 35,87 40,20 88 3,37 3,88
40 34,93 39,23 89 3,12 3,59
41 33,99 38,26 90 2,90 3,29
42 33,05 37,30 91 2,66 2,97
43 32,12 36,34 92 2,39 2,64
44 31,19 35,38 93 2,10 2,32
45 30,27 34,43 94 1,80 1,99
46 29,36 33,48 95 1,55 1,67
47 28,46 32,54 96 1,40 1,36
48 27,56 31,60 97 1,23 1,05

 

Tazminat miktarı hesaplamasında; maluliyete uğrayan kişinin maluliyet oranı, kazadaki kusur oranı, kaza tarihi, yaşı ve aylık geliri kullanılarak aktüerya hesabı yapılır. Türk hukukunda, bedensel zararın tazmini yalnızca parasal değer olarak ödenebilir. Verilerle elde edilecek sonuç mağdurun zararına karşılık sigorta şirketinden talep edebileceği parasal miktara götürecektir.

Tazminata ilişkin parasal hesaplamalar mağdurun yaşı ve gelir durumuna bağlı olarak değişecektir. Gelir seviyesi son ücrete göre hesap edilirken, gelire ilişkin belge sunulmamış olması halinde asgari ücret üzerinden hesaplanacaktır. Tüm bu hesaplar olasılık üzerine yapıldığından, sigorta şirketinin yaptığı hesap ve bilirkişilerin yapacakları hesap birbirlerini tutmayabilir. Bu nedenle sigorta şirketinin teklifi dikkatlice değerlendirilmeli ve gerekiyorsa tahkim yoluna başvurulmalıdır.

Bununla birlikte, trafik sigortası sözleşmesinde; sigorta kuruluşunun ödeyeceği tazminat limitleri belirtilmiştir. Buna göre örnek verilecek olursa otomobillerde 2022 yılı için:

  • Kişi Başına Sağlık Giderleri 1.000.000

olarak belirlenmiştir.

SİGORTA ŞİRKETİNDEN RET YA DA EKSİK ÖDEME DURUMU

Trafik kazası sonucu zarar gören veya vekaleten avukatı, bedeni zararların tazmini için öncelikle ilgili sigorta şirketine başvuruda bulunmak zaruriyetindedir. Kişi, elindeki belgelerle sigorta şirketine müracaatta bulunur ve bir dosya numarası alır. Başvuru, online ya da ilgili sigorta kuruluşunun genel merkez adresine fiziki kargo gönderimi yoluyla olabilir.

Sigorta şirketine başvuru sonucu, tarafların temsilcileri arası tazminat hesaplamaları ve görüşmeler başlar. Bu süreç sonucunda sigorta şirketi, kişiye belirli bir miktar tazminat ödemeyi teklif edebilir. Şirketin böyle bir teklifte bulunmaması veya hakkedilenden daha az bir miktarda diretmesi sonucu talep edenin vekili tarafından süreç yetkili ve görevli mahkemeye ya da Sigorta Tahkim Komisyonuna taşınabilir.

TAHKİM SÜRECİ

Günümüzde alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arasında uygulaması en yaygın ve prosedürü en oturmuş kurumlardan biri sigorta tahkim komisyonudur. Sigorta ettiren veya sigorta ilişkisinden menfaati bulunan kişiler veya bu kişilerin vekilleri sigorta kuruluşlarıyla yaşadıkları ve kaynağı sigorta sözleşmesi olan uyuşmazlıkların çözümü için sigorta tahkim komisyonuna başvurabilir. Trafik kazası sonrası maluliyet tazminatı talepleri de böyledir.

Sigorta tahkim komisyonuna başvuruda bulunabilmek için, başvurucu veya vekilinin komisyondan önce ilgili sigorta şirketine başvuruda bulunmuş olması zorunludur. İlgili sigorta şirketi, başvuruya olumsuz yanıt vermiş veya 15 iş günü içinde (trafik sigortalarında 15 gün) yanıt vermemiş olmalıdır. Ayrıca, başvuruya konu uyuşmazlık mahkeme önüne de götürülmemiş olmalıdır.

Başvuru, internet üzerinden veya fiziken kargo ile yapılabilir. Komisyona başvuru için doldurulması gereken maktu başvuru formu mevcuttur. Bunun yanı sıra, kişisel verilerin korunması kuralları kapsamında aydınlatma metni de önem arz etmektedir. Başvurunun vekaleten yapılacağı durumlarda, vekaletnamede KVKK metinlerine imza atma yetkisi mutlaka bulunmalıdır.

Başvuru sırasında istenen belgeler aşağıdaki gibidir:

  1. Sigorta tahkim komisyonu başvuru formu
  2. Başvuru sahibinin kimlik fotokopisi
  3. Özel yetkili vekaletname
  4. Olay ve taleplerin yer aldığı dilekçe
  5. Sigorta sözleşmesi/Poliçe/Kaza Tespit Tutanağı
  6. Sigorta şirketine başvuru yapıldığına dair evraklar
  7. Başvuru ücretinin yatırıldığıma dair makbuz

Komisyona başvuru giderleri, uyuşmazlıktan kaynaklı açılacak dosya masrafları ve dava giderlerine oranla daha ekonomiktir. Bu nedenle sigorta sözleşmesi kaynaklı uyuşmazlıklarda dava yoluna gitmek yerine alternatif bir yöntem olan Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulması başvurucu adına daha faydalı olacaktır.

ARABULUCULUK SÜRECİ VE GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Her ne kadar alternatif bir yol olarak Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurulabiliyor olsa da, sigorta şirketine başvuru sonucu doğrudan doğruya adli yargıya başvurmak da mümkündür. Ancak, konuyla ilgili açılacak olan davanın karşı tarafı ilgili sigorta kuruluşu olduğundan, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.

Bedeni zararın trafik kazası sonucu meydana gelmesi, olayın haksız fiil kaynaklı olduğunu göstermektedir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesine6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesine göre “Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir”. Görüldüğü üzere yetki açısından davacıya seçimlik bir hak sunulmuştur.

Dikkat edilmesi gereken, zarar görenin doğrudan mahkemeye başvurmasının yararına olmayacağıdır. Çünkü, davanın sigorta şirketine başvuru yapılmadan açılması halinde mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için kesin süre verilir. Davanın arabuluculuğa başvuru yapılmadan açılması halinde ise dava usulden reddedilir.

Görüldüğü üzere, dava açılmadan yalnızca sigorta şirketine başvuru değil, arabuluculuk da dava şartıdır.

Sonuç olarak, trafik kazası sonucu oluşan maluliyet ve buna bağlı tazminatların talep süreci uzun, karmaşık ve yorucu bir süreç olup, alanında uzman bir avukat tarafından takip edilmesinde fayda vardır.

Trafik kazası sonucu maluliyet tazminatına ve diğer konularda hukuki yardım talepleriniz için info@esinozatan.av.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Kasten Yaralama Suçu (TCK m.86-87)

Kasten yaralama suçu bir kimsenin fiziksel ve ruhsal vücut bütünlüğüne karşı işlenebilen bir suçtur. Türk Ceza Kanunu’nda TCK m.86 basit yaralama suçunu oluştururken TCK m.87 neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturmaktadır.

Basit Kasten Yaralama Suçu ve Cezası (TCK m.86)

(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı altı aydan az olamaz.

(3) Kasten yaralama suçunun;

  1. a) Üstsoya, altsoya, eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,
  2. b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
  3. c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
  4. d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
  5. e) Silahla,
  6. f) “Canavarca hisle”

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçu ve Cezası (TCK m.87)

(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

  1. a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
  2. b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
  3. c) Yüzünde sabit ize,
  4. d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
  5. e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun; (NİTELİKLİ HALLER)

  1. a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
  2. b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
  3. c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
  4. d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
  5. e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde 5 yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde 8 yıldan az olamaz.

(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde 8 yıldan 12 yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise 12 yıldan “18” yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Kasten Yaralama Suçunda Şikayet

Yalnızca “Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek” yaralama suçları şikayete tabidir. Şikayet süresi 6 ay olmakla birlikte mağdur bu süre içerisinde şikayet etmezse şikayetten vazgeçmiş sayılacaktır.  Adli Tıp Rehberine göre Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hasarlar ‘’Yüz bölgesinde 5 cm, vücudun diğer bölgelerinde tek lezyon 10 cm, toplam 20 cm’e kadar cilt-cilt altını ilgilendiren yaramalar’’ şeklinde açıklanır. Örnek olarak mağdurun yüzüne tokat atılmasıyle yüzde oluşan morluk,sıyrık vb.

Kasten Yaralama Suçunda Görevli Mahkeme

Kasten yaralama suçlarında Asliye Ceza Mahkemeleri görevlidir ancak kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden olan kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde görevli mahkeme Ağır Ceza mahkemeleridir.

Kasten Yaralama Suçunda Maddi ve Manevi Tazminat Davası Mümkün Müdür?

Kasten yaralama fiilinin mağduru zarar verene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir türüdür. Kişinin yaralama neticesinde gördüğü maddi kayıplar içim maddi tazminat davası açılabilmektedir. Kasten yaralama sonucunda oluşan hastane giderleri maddi kayıp olarak örnek verilebilir. Mağdurun fiil nedeniyle belli bir süre çalışamaması halinde maddi tazminat istenebilir.

Manevi tazminat ise meydana gelen manevi zararın büyüklüğü olay tarihi itibariyle paranın satın alma gücü dikkate alınarak hakim tarafından takdir edilir. Örneğin yaralama nedeniyle vücutta oluşan zararın üzüntü ve eleme neden olması veyahut geçici iş göremezlik sebebiyle oluşan psikolojik sıkıntılar manevi tazminat davasına konu edilebilir. Bu tür davaların bir avukat yardımıyla açılması tavsiye olunur.

! Tazminat davaları Asliye Ceza Mahkemelerinde değil, Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmektedir.

Kasten Yaralama Suçunda Uzlaştırma

Basit kasten yaralama suçu ve kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçu taraflar arasında uzlaştırma prosedürleri uygulanır. Uzlaşma sağlanmazsa soruşturmaya veya yargılamaya devam edilmesi gerekir.

Kasten Yaralama Suçunda Hapis Cezası Adli Para Cezasına Çevrilebilir mi?          HAGB mümkün müdür? Cezanın Ertelenmesi Mümkün müdür?

Kasten yaralama suçunun basit halleri nedeniyle (yukarıda belirtildi) hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir.

Kasten yaralama suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya altında olduğunda HAGB kararı verilmesi mümkündür.

Kasten yaralama suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya altında olduğunda hükmedilen hapis cezası ertelenebilmektedir. Cezanın ertelenmesinde mahkemenin belirlediği ceza infaz edilmeden ertelenmiş olur.

ÖRNEK EMSAL KARARLAR

Sanığın, kardeşi şikayetçi F.’nin saklandığı, annesi M.’in de girişini engellemeye çalıştığı mutfağın kapısının cam kısmına vurarak kapı arkasında bulunan annesi katılan M.’i yaralaması eyleminin mala zarar verme ve olası kastla yaralama suçlarını oluşturacağı, T.C.K.nın 44. maddesinde düzenlenen farklı nev’iden fikri içtima kuralı gereği, sanığın daha ağır cezayı gerektiren mala zarar verme suçundan cezalandırılması gerektiği halde, kanuni olmayan gerekçeyle bilinçli taksirle yaralama ve mala zarar verme suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi… (Yargıtay 4. Ceza Dairesi,2012/2082 E. 2013/17622 K.)

 

Oluşa ve dosya içeriğine göre, katılanın aşamalarda değişmeyen beyanı ile bunu doğrular şekilde sanığın soruşturma ve kovuşturma aşamasında katılanın yüzüne tokat attığını ikrar etmesi karşısında, sırf adli muayene raporuna göre katılanın vücudunda darp ve cebir izi bulunamamış olması ya da kasten yaralama eylemi sonucunda vücutta iz kalmamış olmasının suçun oluşmayacağı anlamına gelmediği düşünülmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi…

(Yargıtay 3.Ceza Dairesi,2014/14160 E,2014/29347 K.)

 

Aynı eylem sebebiyle mağdurda hem kemik kırığı hem yüzünde sabit eser meydana gelmiş olmakla, daha ağır neticesi olan, silahla yüzde sabit eser niteliğinde yaralama sebebiyle ceza tayini gerekirken ayrıca 5237 Sayılı T.C.K.nın 87/3. maddesinin de uygulanması suretiyle fazla ceza…Bozmayı gerektirmiş sanık ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesiyle yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K.un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA… (Yargıtay 3. Ceza Dairesi,2012/8900 E,2013/23365 K.)

Susma Hakkı Kapsam ve Sınırları

SUSMA HAKKI NEDİR?

Susma, kişinin konuşmaması veya konuşmaktan çekindiği hali ifade eden bir durumdur. Susma hakkı, şüphelinin suç ile ilgili olarak sessiz kalma tercihine karşın soruşturma evresinde soruşturma makamlarının, şüphelinin bu tercihine saygı duyması ve bu hakkın ihlal edilmemesini güvence eder. Şüpheli, kendisi aleyhinde beyanda bulunmaya ve isnat edilmek istenen suçu zorla ikrara zorlanamaz.

Susma hakkı, hukukumuzda kaynağını anayasadan almaktadır. Anayasa md.38/’e göre “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.”. Kanun hükmü, aynı zamanda ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan “nemo tenetur ilkesi”ni de içerisinde barındırmaktadır. Susma hakkının temelini nemo tenetur ilkesi oluşturur.

Nemo tenetur ilkesi, kişinin kendini ve yakınlarını suçlamaya zorlanamayacağı anlamına gelir ve hem şüpheli/sanık için susma hakkı hem de tanıklar bakımından kendini suçlayıcı nitelikteki sorulara cevap vermeden kaçınması imkânı sağlamaktadır.

Susma ve kendini suçlamama hakkı, AİHS md.6/1’de zımnen ifade edilmiştir. Yani adil yargılanma hakkı bakımından susma hakkı, bu hakkın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Gerçekten de şüphelinin kendini suçlamaya zorlanması adil yargılanma hakkına aykırı ve modern bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir uygulama olacaktır. Aynı zamanda şüphelinin susmak istemesine rağmen onu ifade vermeye zorlamak yalnızca ifadenin hukuka uygunluğunu ortadan kaldırmayacak aynı zamanda işkence ve kötü muameleye yol açarak şüphelinin insanlık onurunu ihlal edecektir.

İşkence, hem Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiş hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ifade ve sorguda yasak usullerin içerisinde sayılmıştır. Dolayısıyla şüpheliye susma hakkının kullandırılmaması, bu hakkın kendisine açıklanmayarak aydınlatma yükümlülüğü ve dolayısıyla şüpheli açısından bir diğer kritik hak olan aydınlanma hakkının ihlal edilmesi; şüpheliden alınan ifadeyi hukuka aykırı hale getirecek ve delil yasağı oluşturacaktır. Bu şekilde alınmış olan ifade, şüphelinin rızası olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.

Şüpheli, her ne kadar soruşturma evresinde muhakemeye yön verme hakkı kapsamında deliller sunarak suçsuzluğunu ispat etme olanağına sahip olsa da suçsuzluk karinesi bakımından böyle bir şeyle yükümlü olmayacak, bu aşamada ispat yükü şüpheli üzerine bırakılmayacaktır. Suçsuzluk karinesi, ceza soruşturması ve kovuşturmasına tabi ilgilinin; suçluluğu sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade etmektedir. Türk hukukunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş olan bu kavram, dayanağını Anayasa m.38/4’ten almaktadır. Buna göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”. Suçsuzluk karinesi, uygulamada “masumiyet karinesi” olarak da sıkça karşımıza çıkmaktadır.

Susma hakkı her ne kadar şüpheli elinde büyük bir avantaj olarak bulunsa da bu hak sınırsız ve mutlak değildir. Ceza muhakemesi hukukunun nihai amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu göz önünde bulundurulduğunda, şüphelinin susma hakkını kullanması bazı durumlarda mümkün olmayacaktır.

Susma hakkı, şüphelinin sadece ifade vermekten kaçınabileceği anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte hak, şüphelinin ne zaman ve nasıl ifade vereceği kararında serbest olması; müdafine danışabilmesi ve susma ya da konuşma konusunda müdafinin tavsiyelerine göre hareket edebilmesi ve hatta isterse soruşturma evresinde susup kovuşturma evresinde konuşabilmesidir.

Susma hakkı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147.maddesinin (e) bendinde kendine yer bulmuştur. Buna göre şüphelinin ifadesi alınırken kendisine yüklenilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu açıklanır. Şüpheli, ifade sırasında kendisine yöneltilen soruların tamamına ya da bir kısmına cevap vermemekte özgürdür. Kanun koyucu, şüphelinin bu konuda bilgilendirilmesini öngörmüştür.

Susma hakkının kullanılması bakımından belirli bir zaman öngörülmüş değildir. Şüpheli, susma hakkını kullanmak istediğini ifade alma sürecinin başında beyan edebileceği gibi bunu ifade devam ederken de yapabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilmiş 08.02.1996 tarihli John Murray v Birleşik Krallık kararında, susma hakkının şüphelinin polis tarafından sorgulandığı noktadan itibaren geçerli olduğu belirtilmiştir.

SUSMA HAKKININ KAPSAMI

Susma ve kendini suçlayacak beyanda bulunmama hakkı; kişinin hem kendi aleyhine sonuç doğuracak hususlarda beyanda bulunmama hem de bu doğrultuda delil ve belgeleri vermeme hakkını kapsar.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında susma hakkı, adil yargılanma şartı tarafından güvence altına alınmıştır. Şüpheli, sorulara cevap vermediği için mahkum edilemez. Heaney ve McGuinness vs İrlanda davasında devletin güvenliğine karşı işlenen suçlara ilişkin iç hukuk, şüphelilerin hareketlerini açıklamasını öngörmektedir ve bunu yapmayan her şüpheli mahkum edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen olayda şüphelinin sessiz kalma hakkının özünün tahrip edildiğine karar vermiştir.

Bununla birlikte, susma hakkının yalnızca hatalı davranışın ikrarını kapsamakla sınırlı olmadığı, yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilmiş 17.12.1996 tarihli Saunders v Birleşik Krallık davası kararında ifade edilmiştir. Buna göre “Görünüşte suçlayıcı nitelikte olmasa bile, baskı altında elde edilen ifadeler – masumiyetini beyan edici ifadeler ya da olayla ilgili sorulara karşılık verilen bilgiler – daha sonra savcılığın iddialarını desteklemek için, örneğin sanığın diğer ifadelerine veya duruşma sırasında verdiği ifadeye karşı çıkmak ya da şüphe düşürmek veya inandırıcılığını gölgelemek amacıyla ceza yargılanmasında kullanılabilir. Bu ifadelerin jürinin değerlendirilmesine sunulduğu durumlarda, bu beyanlar başvuruyu veren aleyhine sonuçlar yaratabilir.”

SUSMA HAKKININ SINIRI

Şüpheliye tanınmış susma hakkı, masumiyet karinesine zeval getirmeyecek ölçüde ve belli hususlarda sınırlandırılmıştır.

Ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesinin benimsenmiş olmasından dolayı suçun ispatı noktasında her türlü delilden faydalanılabilir. Şüphelinin susma hakkı kapsamında, kendi aleyhine delilleri sunması zorunlu tutulmamışken; kişi kendisini suçlayıcı sonuç doğuracak olsa bile kendisinden delil elde etmeye yönelik uygulanan işlemlere karşı susma hakkını ileri sürerek engel olamaz. Susma hakkının kapsamı başlığı altında da incelenmiş olan Saunders v Birleşik Krallık davasında AİHS, susma hakkı ve kendini suçlamaya zorlanma yasağının ceza muhakemesinde şüpheli ya da sanıktan, onun iradesinden bağımsız nitelik taşıyan kan, nefes, idrar örnekleri ve DNA testi için vücut dokusu elde edilmesini kapsamadığını belirtmiştir. Kişinin iradesinden bağımsız nitelikte olan belgeler, nefes, kan, üre ve DNA testi için doku örnekleri sanıktan zorlayıcı metotlarla elde edilebilir.

Bu husus, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde daha açıkken, Türk hukukunda bu işlemlerin anayasa hukuku bakımından vücut bütünlüğüne müdahale niteliği barındırması nedeniyle tartışmalıdır. Bu nedenle, bu gibi işlemler için ve özellikle şüphelinin rızasının aranmadığı durumlarda susma hakkı sınırının dikkatlice çizilmesi gerekmektedir. Şüphelinin beden muayenesine rızasının olmadığı durumlar Beden Muayenesi Yönetmeliği’nin 18.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; mevzuatta aranan tüm koşulların gerçekleşmiş olmasına ve şüphelinin bu konuda aydınlatılmış olmasına rağmen muayene yapılmasına ya da örnek alınmasına rıza göstermemesi halinde, kararın infazı için ilgilinin muayenesini ya da vücudundan örnek alınmasını sağlamak üzere ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekli önlemler alınacaktır. Ancak bu hususta ne gibi önlemler alınacağının yönetmelikte açıkça düzenlenmemiş olması, şüpheli hakları bakımından ihlal riskinin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

Susma hakkı bakımından bir diğer önemli sınır, şüphelinin kimliği konusunda konuşma mecburiyetidir. Şüpheli, kimliğini doğru beyan etmek ve bu konuda sorulan sorulara doğru cevap vermekle yükümlüdür. Bu sınır yalnızca kimliği hakkında soruları cevaplama zorunluluğunu değil, bu sorulara verilen yanıtın doğru olması gerekliliğini de kapsamaktadır.

Şüpheli, kimlik bilgileri hakkında susma hakkını kullanamayacağı gibi bu konuda yalan beyanda da bulunamaz. Kimliği hakkındaki soruları doğru cevaplandırmamak ve başkasına ait kimlik bilgisi vermek suç olarak düzenlenmiştir. Şüphelinin kimliği hakkında bilgi vermekten kaçınması, Kabahatler Kanunu kapsamında idari para cezasını gerektirir, ancak bu husus kolluk faaliyetiyle ilgili olup ilgilinin henüz şüpheli sıfatını haiz olmadığını söylemek mümkündür.

Soruşturma evresi sonunda düzenlenecek olan iddianamede, şüphelinin kimliği belirtilmelidir. Bu nedenle şüphelinin susma hakkına bu kapsamda bir sınırlama getirilmesi muhakemenin akıbeti açısından olumlu bir durumdur.

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası (Zina)

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA

Eşlerin sağ olduğu durumda evlilik birliğini sona erdiren normal hal boşanmadır. Karı-koca hayattayken, kanunda öngörülmüş bir sebebe dayanarak hakim kararıyla boşanma mümkündür.

Hukukumuzda boşanma davasını açma imkanı eşlerden herhangi birine verilmiş olmakla birlikte, kanunda yazılı şartların sağlanması halinde tarafların anlaşmalı olarak boşanması da mümkündür.

Boşanma davalarında dikkat edilmesi gereken en önemli hususların başında, davanın ancak kanunda belirtilmiş sebeplere dayandırılabilecek olması gelmektedir. Bununla birlikte, boşanma davasının açılabilmesi için geçerli bir evlilik kurulmuş olmalı ve dava açma anında devam ediyor olmalıdır. Evliliğin geçerliliğine etki edecek durumların mevcut olması halinde iptal edilmesi, boşanmadan farklı bir prosedürdür. Bu durumda var olan evlilik boşanma yoluyla sona ermiş olmaz, geçerli olmayan evliliğe son verilir.

Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nda açıkça sıralanmıştır. Bu sebeplerden bazıları, davalının kusurlu olmasını gerektirmektedir. İşte bir özel boşanma sebebi olarak zina hali, davalının kusurluluğun gerekli olduğu boşanma sebepleri arasındadır.

ZİNA KAVRAMININ KAPSAMI

Medeni kanunumuzun 161.maddesinde düzenlenmiş olan zina; kusura dayalı, özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Bunun anlamı, boşanma için zina fiilinin yeterli olduğu ancak zina işlediği iddia edilen davalının kusurlu olması zorunluluğudur.

Zina fiilinin gerçekleşmiş sayılması için, davalı eşin isteyerek evlilik dışı cinsel münasebette bulunması gerekmektedir. Söz konusu münasebetin sayısı ve istikrarı önemli olmamakla birlikte, bir defa işlenmiş olması ve davacı eş tarafından affedilmemiş olması yeterlidir. Belirtmek gerekir ki, zina nedeniyle boşanma davasının konusunu yalnızca davalı eşin evlilik dışı cinsel münasebeti oluşturacaktır. Yani davalı eşin karşı cinsle sarılması, sürekli olarak mesajlaşıp görüşmesi gibi haller medeni kanunumuza göre zina olarak sayılmamıştır. Ancak bu hallere ilişkin Türk Medeni Kanunu madde 163’e dayanarak boşanma davası açılması mümkündür, aynı zamanda fiillerin niteliğine göre söz konusu hal ve hareketler zinanın varlığına bir fiili karine de oluşturabilecektir.

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA KUSUR VE İSPAT

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi zina, kusura dayalı bir boşanma sebebidir. Davacının zinayı ispatladığı durumlarda hakim boşanma kararını diğer kusur durumlarına bakmadan verecektir. Yani iddianın ispatı halinde boşanma kararının verilmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Zina fiilinin varlığı halinde ayrıca bu fiilin evlilik birliğini sarsıp sarsmadığına bakılmaksızın boşanma kararı verilecektir.

Zina, ceza mahkemesi kararı ile sabitse, bu karar boşanma davasında kesin delil teşkil eder. Böyle bir kararın yokluğu halinde de zina fiili somut olaya göre her türlü delil ile ispatlanabilir. Zina nedeniyle boşanma davalarında delil olarak kullanılabilecek bazı araçlar şunlardır:

-SMS ve Whatsapp kayıtları

-Otel konaklaması ve tatillere dair kayıtlar

-Sosyal medya içerikleri

-Kredi kartı ekstreleri vb.

 

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ VE AF

Aldatma halinde, zina fiilini öğrenen eşin öğrenme tarihinden itibaren 6 ay içerisinde boşanma davası açması gerekmektedir. Aldatma fiilinin daha geç öğrenildiği durumlarda dahi, boşanma davası açma hakkı fiilin üzerinden 5 yıl geçmekle düşer.

Zina nedeniyle boşanma davalarında dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de, affeden tarafın dava hakkının bulunmamasıdır. Bu husus, Türk Medeni Kanunu madde 161/3’te “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” şeklinde özel olarak düzenlenmiştir. Burada bahsedilen af herhangi bir şekle tabi olmamakla birlikte, sözlü affetme veya belirli hareketler sergileme şeklinde olabilir.

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASINDA AVUKATLIK VE HUKUKİ DANIŞMANLIK

Görüldüğü üzere boşanma davaları ve özellikle özel sebeplerle boşanmanın başlıca örneklerinden biri olan zina nedeniyle boşanma davası, davanın açılması ve özellikle süreler ve diğer karakteristik özellikleri bakımından uzman görüşü alınmasında fayda olacak davalardan biridir. Tarafların ve çocukların oldukça yıpranabileceği bu dava döneminde, uzman bir boşanma avukatından yararlanılması faydalı olacaktır.

Boşanma davaları ve diğer konularda hukuki danışmanlık için: info@esinozatan.av.tr adresinden bize ulaşabilirsiniz.